Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?
İzmir
Gezi Notu
Yazdırılabilir Sayfa

Mimarlık Kentleşme''nin Neresinde? - İzmir

“Sevgili Başkanımız
Sayın Ahmet Piriştina’nın
anısı önünde saygıyla…”

Cahit Külebi, “İzmir’in denizi kız / Kızı deniz / Sokakları hem kız / Hem deniz kokar!..” diye anlatır İzmir’i. Bir kez görenlerin kalbinin orada kalmaması imkansız gibidir. Gidenler tam kopamaz; bir ayaklarını orada bırakır; bir bahaneyle geri döner; ilerde dönmenin umudu ile yaşarlar; şarkılar söylerler hasretlerinden… Gelenler de buralı olmasa da hemen buralı olur; sahiplenir; İzmirli gibi yaşamaya başlarlar… Herkesi, kendine benzeten bir kenttir İzmir… O kadar sahiplenir çocuklarını… Baskı kurmaz; kendi gibi olmalarına izin verir… Bu yönü, “demokratlık” olarak bilinen yönüdür ulusça…

Anaç ve dişi yönünün, “natura”sı haline gelmesi kolay olmamıştır kuşkusuz. Diyarbakır surlarının Yüzlerce ve binlerce yıl ne kurbanlar vermiştir zorbalara...Hiç zora gelememesi, dayatmaları hiç sevmemesi, hele oldu bittilere tepki göstermesi, kimine göre asilik, kimine göre muhalifliktir… Bu “gavur” denilen yönüdür bazılarınca…

Zeytinyağında kavrulan domates kokusudur; rakı yanındaki cacık, kavundur İzmir; yazları Çeşme’dir… Kışın pencere arkasından, yazın yeni yıkanmış balkondan Karşıyaka’nın, Kordon’a, Kordon’un, Karşıyaka’ya kaldırdığı rakı kadehidir… Bu da “imrenilen” yönüdür herkesce...

Bir ulusun bağımsızlık savaşının başladığı ve bittiği nokta olarak, kendi geçmişinden dersler alan ve yaşadıkları ile ders veren bir kenttir İzmir. Çoğu kenti saran mekansal gelişmelerden nasibini alsa da, yakın geçmişinde karşı durmayı, karşı durmanın sınırını, oluvereni kendi lehine dönüştürmeyi yeniden deneyimledi. Karşı taraf olmanın, proje üretme sorumluluğunu da içerdiğini; kentliyi bir araya getiren projelerin ise kazanımları siyasi değil, sosyal ve kültürel alanda arayan yürekli ve vizyon sahibi öncüler-yöneticiler sayesinde başarıldığını öğrendi.

"Mimarlık Kentleşme''nin Neresinde?" buluşması için İzmir dışından gelen konukları, kentin 3 önemli deneyim alanı ile tanıştırma fikri bu nedenlerle ortaya çıktı. Her biri başlı başına doğa/insan karşıtlığını/bütünlüğünü temsil eden mekanlar olmasının yanı sıra önemli birer kentsel buluşma alanı olan bu mekanlardan ilk olarak, İzmir kentini, siyasi merkezle karşı karşıya getiren, hatta kentliyi “yapılsın mı-yapılmasın mı?” sorusunun dar koridoru içine iten Kordon Yolu deneyimi üzerinde duruldu. Otoyolun kent içi geçişi olmaması yönündeki tüm yasal kazanımların üzerinde, toplumsal bir kazanım alanı haline gelmesi, oldu bittiye getirilerek yapılan dolgusu üzerinde gerçekleştirilen son derece yalın düzenlemesi ve farklı kentsel tabakaları kucaklayan geleneksel yapısı ile Kordon, kenti-kentliyi doğaya kavuşturan, gün batımının kutsamaya, akşamın festivale dönüştüğü bir alan… Kamusal alan tasarımının ne olduğu, bir mekanın kentliye ait olması için hünerli tasarım becerilerinin gerekli olup olmadığı muhasebesinin yapılması için iyi bir sorgulama alanı…

İkinci öğrenme alanı, kentin tam ortasında kalmış bir doğa parçası olan İnciraltı oldu. Truva’yı kuşatan Agememnon’un, yaralı askerlerini tedavi ettirmek için, ününü duyarak getirdiği kaplıcalar, hala onun adıyla anılmakta… Agamemnon ve askerleri, İzmir’in iç titreten nemli kış ayazında, yağmur altında çamlarla kaplı yamaçları seyrederken sıcak suya girerek hem tedavi hem terapi yaptılar mı bilemeyiz, ama yer altındaki jeotermal kaynakların, Satsuma mandalinin ilk elde edildiği topraklar olan İnciraltı’nda turfandacılık ve kesme çiçekçilik yapmak için emsalsiz bir fırsat sağladığı bir gerçek… Mülk sahibi-kullanıcı-yatırımcı-yönetici uzlaşması ile yakın geçmişte iskana açılmasına ramak kalmışken korumaya alınan, buna rağmen üzerindeki rant baskısı süren, tarım alanı olması boşluk olarak algılanan ve bu nedenle her kesimin ürettiği çeşitli projelerin nesnesi haline gelen bir bölge İnciraltı… Tarımın, kentin asal arazi kullanım türlerinden biri olabileceğinin en önemli kanıtlarından biri olarak, şehircilik disiplininde kent tanımını, “tarım dışı sektörlerle” özdeşleştirerek yapanları yargılıyor sanki...

Kent yaşamının sergilendiği son alan, İzmir’in rakipsiz tek merkez özelliğini hala sürdüren Kemeraltı kent merkezi…Tarihsel özelliklerini koruyan kentlerin geleneksel ticaret merkezlerine benzer yapıdaki bu merkez, çağdaş alış-veriş merkezi eğiliminin yarattığı tüm olumsuzluklara karşın var olmaya çalışıyor. Orta ve orta-alt gelirli kentlinin vazgeçemediği, İzmir yakın çeper yerleşmeleri için prestij alış-veriş mekanı olma özelliğini azalarak sürdüren Kemeraltı, giderek kültür mekanı meraklısı kentlinin daha sık uğradığı bir yer haline gelmeye başladı. Bunda, han, meydan ve sokaklarda yapılan düzenlemelerle vakit geçirme seçeneklerinin arttırılmasının yanı sıra, büyük alış-veriş merkezlerinin sunamadığı insancıl kültür mekanlarına duyulan özlem de etkili oldu hiç kuşkusuz…Nitekim Kemeraltı’nda içilen, cezvede değil fincanda pişirilmiş yorgunluk kahvesinin yerini, hangi lezzet tutabilir.

Kuşkusuz olumlu deneyimlerin yanında, bir çok kentin yaşadığı mekansal sorunların benzerlerini gündelik yaşam içerisinde İzmir de yaşıyor. Her dişinin elde edilemeyen yanı gibi, İzmir’in fethedilemeyen yanları da, bazı kesimler için kışkırtıcı olma yönünü koruyor…Nitekim geleceğe ilişkin gündeme getirilen projeler, yeni fetihlere ilişkin ipuçları veriyor. Yeni stratejilerin, öngördüğü politikaları örten yapısı, aklımıza şu soruyu düşürüyor: Vaaz edilen son yatırımlar, bu topraklardan doğan bir imge olan Truva Atı’nın, günümüzde estetize edilmiş yeni biçimleri mi? Ve balık-rakı-deniz ekseninde gezinen İzmir, kendini diğer kentlerden farklı kılan özelliklerini ve mevzisini, her şeye karşın koruyabilecek mi?

 

Proje Sponsoru Proje Organizasyonu Copyright© 2006 - Arkitera Mimarlık Merkezi