Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?
Diyarbakır
Tarihçe ve Coğrafi Özellikler
Yazdırılabilir Sayfa

Diyarbakır ili, Güneydoğu Anadolu Bölgesi''nin orta kısmında, Elcezire''nin (Mezopotamya) kuzeyinde yer almaktadır ve bölgenin tüm özelliklerini taşır. Doğuda Siirt ve Muş batıda Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya kuzeyde Elazığ ve Bingöl güneyde ise Mardin illeri bulunmaktadır. İle bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır. Bunlar; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice ve Silvan’dır. Yüzölçümü 15.355 km² ve nüfusu, 2000 yılı sayımına göre 1.364.209 kişidir.

Diyarbakır, yeryüzü şekilleri açısından genelde dağlarla çevrili, ortası hafif çukurlaşmış görünümündedir. İl, Güneydoğu Torosların kollarıyla çevrilidir. İlin en yüksek dağı Muş sınırı yakınındaki Anduk Dağıdır (2830m).

Diyarbakır ilinde sert ve kurak bir yayla iklimi hakimdir.Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Tarihçe
Diyarbakır ve çevresi tarih öncesi dönemlerden itibaren her devirde önemini korumuş, Anadolu ile Mezopotamya, Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu, bir köprü görevi yapmış bu nedenle de çeşitli uygarlıkların tarihi ve kültürel mirasını günümüze kadar taşımıştır. Kent tarih boyunca Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir, Diyarbakır adlarını almıştır.

Yontmataş ve Mezolitik devirlerde, Diyarbakır ve çevresindeki mağaralarda yaşanmış olduğu, yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır.

Anadolu''nun en eski köy yerleşmelerinden biri olan tarımcı köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü Tepesi MÖ 7.500-5.000 yılları arasında aralıksız olarak daha sonra da aralıklarla iskan edilmiştir. Çayönü, insanların göçebelikten yerleşik köy yaşantısına, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve insan-doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği kültür tarihi ile ilgili buluşlarda bir çok ilki de içeren canlı ve ilginç bir yerleşmedir.

Diyarbakır''ın kent merkezinin tarihine baktığımızda ise; MÖ 3000’de kente Hurri-Mitaniler''in egemen olduklarını görüyoruz. MÖ 1260''a dek egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler''den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigran İdaresi, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır''a egemen olmuşlardır.

Bu uygarlıklar arasında Diyarbakır''da en fazla tarihi eser yapan ve iz bırakanlar Romalılar, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular, Artuklular, Hıristiyan ve Osmanlılar olmuştur. Diyarbakır sadece Roma-Bizans değil aynı zamanda Müslüman, Pers, Arap ve Türk devletlerinin zengin tarihi ve kültürel değerlerini taşıyan ortak bir kültür mirası olarak günümüze kadar gelmiştir. Özellikler surlarda birçok medeniyetlerin izlerini kitabe, süsleme, figür, kapı veya görkemli burç şeklinde en canlı şekilde görebilmekteyiz.

Nüfus ve Göç
Diyarbakır kent merkezindeki konut alanlarının yüzölçümü 598 hektar olup, bu alan içinde 66.500 civarında konut bulunmaktadır. Konutların yaklaşık 16.000’i, % 24’ü Suriçi Bölgesi’ndeki toplam 15 mahallede, geri kalan % 76’sı ise Kale-Kent dışında 1930’lardan sonra oluşan 15 mahallede bulunmaktadır (Can, 1991). Diyarbakır’da, kilometrekareye düşen kişi sayısı 1927 yılında yaklaşık 13 kişi iken, 2000 yılında 90 kişiye yükselmiştir. Diyarbakır kent merkezinde ise yüz metrekareye yaklaşık 15 kişi düşmektedir.

Bölgede 1980’li yılların ikinci yarısında başlayıp daha sonraki yıllarda yoğunlaşarak artan şiddet olaylarının kent merkezindeki en önemli sonuçlarından biri, göç olgusuna dayalı hızlı nüfus hareketleridir. 1950’lerden itibaren kırsal alanlardan Diyarbakır kent merkezine doğru başlayan göçle birlikte, kırsal alanlardan şehre doğru bir nüfus hareketi görülürken, kent kökenli ve kültürlü elit tabaka bölge dışına göç etmeye başlamıştır. Bu eğilim, 1970’li yıllarda daha da hızlanmış, 1980’li ve 1990’lı yıllarda farklı bir ivme kazanmıştır. Diyarbakır kent merkezinin kültürel, dini-etnik dokusu bu süreçte belirgin ölçüde değişmiştir. Özellikle 1990’lı yıllarda giderek yükselme eğrisi çizen ikinci göç hareketi farklı sosyal dinamiklerden kaynaklanmış, ayrıca ani ve kitlesel bir şekilde gerçekleşmiştir.

Kitlesel boyutta yaşanmış olması nenediyle, göç eden gruplar kent merkezindeki mevcut koşulları özümseyememiş, aksine kentsel alanlar hızla kırsal kimliğe bürünmeye (köyselleşmeye) ve gettolaşmaya başlamış; yetersiz olan kentsel altyapı ve üstyapılar bütünüyle tıkanmıştır.

Ekonomi
İlin ekonomisi tarım ve hayvancılık ağırlıklı olmakla beraber küçük çaplı sanayi, turizm ve ticarete dayanmaktadır. Buna rağmen yoğun göç alması ve nüfus artış hızının Türkiye ortalamasının üzerinde olması nedeniyle işsizlik giderek artmıştır. İşsizlik oranı genelde %14’e, şehir merkezinde %30’a, ilçe merkezlerinde ise %43’e ulaşmıştır.

Göç öncesinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan, görece üretici bir konumda olan kadınlar göç sonrasında tamamıyla üretimden kopmuştur. Diğer taraftan, Diyarbakır’da, küçük ve orta ölçekli işletmelerde, kayıt dışı ekonominin kendi kuralları çerçevesinde, çocuk işgücünün kullanıldığı bilinmektedir.

Kentsel Yapılaşma
Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşik olmuştur. MÖ 3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir.

Belgeler Diyarbakır’ı bir “Dicle Başkenti” haline getiren ilk topluluğun Aramilerden “Bit Zamani”lerin olduğunu gösteriyor. Ve o dönemde kent, surlarla çevrilmiş olan bugünkü İçkale’dir. Diyarbakır’ın Dışkale’nin çevrelediği alana genişlemesi ise, MÖ 69 yılında başlayan Romalılar dönemindedir. Dışkale Surları, iki aşama halinde, bu dönemde yapılır ve kent daha güvenli bir “Uç Karakol” haline getirilir. 4. yy ortalarında ise, Diyarbakır Roma Mezopotamya’sının başkenti haline gelir.

Kentsel yapılaşmayı etkileyen bir başka faktör ise su kaynakları ve su yollarıdır. Kentin Doğu yakasının su ihtiyacını “Kal’a Suyu”, batı yakasının ihtiyacını ise “Balıklı Suyu” karşılar. Bu su haritası, gerek İslamiyet öncesinde oluşan dinsel ve eğitsel mekanların söz konusu su güzergahlarında toplandığını gösteriyor.

639’da Halife Ömer döneminde, islamiyetin gelişiyle sur içindeki Diyarbakır yeni bir biçim kazanır. Bazı kiliseler camiye çevrilir, yeni egemenliğe bağlı olarak yeni yapılar kent içinde yükselir.

Büyük Selçuklular döneminde ise büyük bir deprem yaşanır Sur içindeki Diyarbakır’da. Bu nedenle Melikşah, Ulu Cami’yi neredeyse yeniden yaptırır. 1183’ten sonra kentin egemeni olan Artuklular döneminde ise, Diyarbakır yeniden gelişkin ve huzurlu bir kent haline gelir. Evli Beden ve Yedi Kardeş gibi sanatsal niteliği yüksek iki burcun yapımı, Zinciriye ve Mesudiye gibi medreseler ve İçkale girişindeki Artuklu Kemeri ile Virantepe’deki Artuklu Sarayı bu dönemin eserleridir. Ancak daha önemlisi; bu dönemde kent yeniden bilim, kültür ve ticaret merkezi haline gelir.

Diyarbakır Suriçi yerleşiminde önemli değişimler sağlayan bir diğer dönem Akkoyunlular Dönemi’dir. Akkoyunlular da, vakıf geleneğini sürdürürler. Bu dönemde Ulu Cami gibi anıtsal yapılar onarılır, yeni cami ve mescitler yapılır. Bu anıtsal yapıları süsleyen çinilerin üretiminin Diyarbakır’daki çini atölyelerinde gerçekleştirildiğini son dönem araştırmalarından anlıyoruz.

Akkoyunlu’ların Osmanlı’ya yenilip başkentlerini Tebriz’e taşımalarından sonra; Diyarbakır’ın kentsel gelişimi 16.yüzyıla kadar değişmez. Osmanlı toprak sistemine bağlı olarak gelişen bölgedeki yeni yönetsel yapı, bazı grup ve ailelerin gelişmesine yol açar. Ticaret ve tarımsal artı değeri kontrol eden bu aileler ve kent yöneticileri kendileri için büyük ve görkemli sarayla, konutlar, köşkler yaptırır. Diğer yandan vakıflar ve hayır kurumları aracılığı ile kentte medrese. Mescit, hamam, çeşme ve han türünde kamusal hizmet veren yapılar oluştururlar. Bir kısmı günümüze ulaşan bu yapılar Diyarbakırlıların yeni mekanlarını oluşturur ve yeni bir zenginlik olarak kente katılır.

Diyarbakır sokaklarının ve de evlerinin şekillenmesinde surlar önemli bir rol oynar. Kentin genişlemesini sınırladığı için sur içinde yoğunlaşma artmış, evler birbirine bitişmiş, sokaklar daralmıştır. Bu da gölgelik alanların çoğalmasını, serinliğin artmasını sağlamıştır. Bu tür bir sıkışıklık sokakların şekillenmesinde bazı durumlar yaratmış ve mahremiyeti sağlamak için evler sokaklardan yüksek duvarlarla ayrılmıştır. Bazen parke taş döşeli eski Diyarbakır sokaklarında sürekli akan çeşmeler, sokaklara temizlik ve canlılık katardı.

Diyarbakır Evleri
En az beş bin yıllık geçmişe sahip olan Diyarbakır''ın evleri de binlerce yıllık bir tecrübe sonucu gelişerek şehrin tarihi kimliğine ve iklim şartlarına en uygun duruma gelmiş, malzemenin de etkisiyle kendine özgü karakteristik özellikler taşıyan bir mimari doğmuştur.

Dışa kapalı olan evlere hep aynı örnekte yapılmış mütevazi bir kapıdan girilir. Bu kapıyla genellikle küçük bir holden geç ilerek avluya girilir. Avlu evin harimi durumundadır. Bu nedenle dışarıdan avlu, avludan dışarısı gözükmez. Havuz ve şadırvanlarıyla Diyarbakır evlerinin avluları hayatiyet doludur. Kara renkli bazalt örgülü duvarları "Cıs" adı verilen beyaz renkli bezemelerle, pencere ve eyvan boşlukları ile hafifler ve zengin, zarif motifli pencere ve gezmek parmaklıkları ile tamamlanır.
Diyarbakır ev planının şekillenmesinde en önemli etken iklim olduğu için evlerde yazlık, kışlık ve mevsimlik bölümlerle karşılaşırız. Bütün bu bölümler evin merkezini oluşturan avlunun dört etrafını çevreler. Harem ve Selamlık olmak üzere iki bölümden oluşan Diyarbakır evlerine en güzel örnek olarak Cemil Paşa Konağı, İskender Paşa Konağı, Cahit Sıtkı Tarancı Evi, Ziya Gökalp Evi, Esma Ocak Evini verebiliriz.

Kürt İslam mimarisinin özelliklerini taşıyan Diyarbakır Sokakları ve Evleri, son 20-30 yılda sur içindeki düzensiz yapılaşma sonucu yıkılmaya ve kaybolmaya başlamıştır. Ancak son yıllarda artan koruma bilinci ve çabaları ile tipik evler yaşatılabilmektedir.

Kaynaklar
T.C. Diyarbakır Valiliği : www.diyarbakir.gov.tr
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi : www.diyarbakir-bld.gov.tr
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı : www.kulturturizm.gov.tr
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi : tr.wikipedia.org

 

 

Proje Sponsoru Proje Organizasyonu Copyright© 2006 - Arkitera Mimarlık Merkezi