Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?
Adana
Gezi Notu
Yazdırılabilir Sayfa

Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?

Arkitera Platformu olarak organize edilen ve Kale Gurubunun sponsorluğunda gerçekleşen “Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?” başlıklı konferansların Adana bölümü panelistler Emre Arolat, Mete Tapan, Hakkı Yırtıcı, İhsan Bilgi ve benim katılımımla gerçekleşti. Belediye Tiyatro Salonunda organize edilen toplantıya genç mimar ve öğrenciler katılırken, genel anlamda katılımın az olması üzücüydü. Sabah Adana çevresini gezme fırsatını bulan panelistler, öğleden sonraki konferansta Adana kenti ile ilgili görüşlerini paylaşırken imar planındaki yetersizlikler ve uygulamadaki eksikleri tartıştılar. Salondaki dinleyicilerin soru ve katkılarıyla sonuçlanan toplantıda Adana’nın geleceğe umut vaat eden bir tablo oluşmadı.

Toplantıda panelistler arasında “Mimarlık kentleşmenin neresinde?” sorusuna net bir cevap verilmedi. Kentle ilgili tartışılırken iki ayrı görüş vardı: Birbirlerine yakın gibi görünen ama temelde çok farklı kullanımlar içeren bu iki farklı vizyon, “kentin mimarisi” ve onun karşıtı “mimarinin kenti” olarak ayrılabilir.

Kentin mimarisi, geleneksel anlamda, kent formunu ve mekanlarını mimarca tasarlar ve uygular diyebiliriz. Bu vizyon kentin altyapısını önemseyerek finanse eder ve özel yapıların mimarisini imar kanunlarıyla tarif eder. Mimarinin kenti, modern anlamda kent formunu kendi iç dinamikleriyle, yapı birikimiyle genişletir, şekillendirir ve metropolleştirir. Özel yatırımı teşvik eden bu vizyon bireysel yapıların, sitelerin ve kültürel binaların “nitelikli mimari” olmalarını önemserken kenti sadece genel olarak tarif etmekle yetindiği söylenebilir. Anlaşılıyor ki “kentin mimarisi” temelinde yerel, sosyalist, çevreci ve sürdürebilir bir tavır sergilerken, “mimarinin kenti” küresel, kapitalist ve tüketici bir yaklaşımı tercih eder.

Bu iki ayrı vizyonu “doğru/yanlış” veya “siyah/beyaz” olarak eleştirmek veya onaylamak yanlış olur. Sağlıklı bir kentin hem sürdürebilir hem de dinamik olması için toplumsal ve bireysel çıkarlar dengelenerek ortak bir vizyonun paylaşılması gerekir.

Önceden belirlenmiş bir kent formunun katı bir şekilde uygulanması ancak kamusal çıkarların bireysel çıkarları ezerek ve muhalefeti susturarak antidemokratik bir sistemle mümkün olabileceği için tercih edilemez. Diğer kutupta, formunu belirlemeden, kenti kapitalizmin acımasız dinamiğine terk etmek ve kamu yararlarını bireysel çıkarlara teslim etmek demokrasiyi sanallaştıracağı için kabul edilemez.

Kentlerin, katı düzenli veya kaotik olmaları arasında bir seçim yapmaya mecbur kalmadan, her ikisini de kabul ederek, anlamlı ve esnek olmaları için uzun bir süreç içinde ortak bir vizyonla planlanmaları tercih edilmelidir. Uygulama sürecinde kentlinin tercihen kullandığı mekanlar ve alanlar mimarca tasarlanıp sonradan estetik kazanabilir. Ancak, kentin kentliler tarafından sahiplenilmesi için, önceden sınırları belirlenmiş tanımlı semtlerin ve mahallelerin yaratılması gerekir. Kentin tanımsızlaşarak metropolleşmesi kentliyi yabancılaştırıyorsa eğer, böyle bir gelişim sorgulanmalıdır. Dağınık ve tanımsız bir metropol yaratma yerine kentin yeni uydukent birimleriyle tasarlanması ve gelişmesi düşünülmelidir. Böyle bir planlamayla, küreselleşmenin avantajlarından faydalanılırken “sürdürülebilir yerellik” korunabilir ve hatta geliştirilebilir.

 

Proje Sponsoru Proje Organizasyonu Copyright© 2006 - Arkitera Mimarlık Merkezi