Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?
İzmir
Tarihçe ve Coğrafi Özellikler
Yazdırılabilir Sayfa

İzmir ili, Anadolu Yarımadası''nın batısında, Ege kıyılarımızın tam ortasında yer alır. Türkiye''nin nüfusça 3. büyük ilidir. Kuzeyden Balıkesir, doğudan Manisa, güneyden Aydın illeri ile çevrilmiştir.

İl toprakları, 37° 45'' ve 39° 15'' kuzey enlemleri ile 26° 15'' ve 28° 20'' doğu boylamları arasında kalır. İlin kuzey-güney doğrultusundaki uzunluğu yaklaşık olarak 200km, doğu-batı doğrultusundaki genişliği ise 180km''dir. Yüzölçümü 12.012km² dir.

İzmir''in kuzeyinde 1.250 metreyi aşan Madra Dağları yükselir. Madra Dağları''nın güneyinde Bakırçay Ovası ve Yunt Dağları yer almaktadır. Bunlar, Sultan ve Dumanlı Dağları ile birleşerek Gediz Irmağı''nın yerleştiği vadiyi yaratır. Irmağın, Ege Denizi''ne karıştığı yerde oluşturduğu, Menemen Ovası ve Gediz Deltası adı verilen düzlük, ülkenin en verimli alanlarından. Gediz Vadisi''nin güneyinde Yamanlar ve Manisa Dağları yer alır. Yamanlar Dağı (1.075m) üzerindeki kraterde biriken sular, Karagöl adı verilen krater gölünü oluşturmuş.

İzmir Körfezi''nin doğusunda Bornova ve Kemalpaşa Ovaları ile Kemalpaşa (Nif) Dağları (1.500m) bulunur. Ovanın güneyindeki Boz Dağları’nın bir ucu Çatalkaya diye anılır. Karaburun Yarımadası''nda ise, en yükseği 1.212m''ye ulaşan Akdağ bulunur. Boz Dağlar''ın güneyinde Küçük Menderes Ovası uzanır. Kentin güney sınırı üzerinde uzanan Aydın Sıradağları''nın en yüksek noktası, 1.646m yüksekliğindeki Cevizli Dağı’dır.

İzmir ili içinde Ege Bölgesi''nin önemli akarsularından olan Gediz Nehri''nin aşağı çığırı ile Küçük Menderes Nehri bulunur. Girintili ve çıkıntılı kıyı bandı doğal olarak sayısız güzellikte koy ve plajların oluşumu ile sonuçlanır.

İzmir''de Akdeniz ikliminin Kıyı Ege alt tipi görülür. Yani, yazları Akdeniz kıyı şeridiyle aynı sıcaklıkta ve kurak, kışları ılık ve Batı Akdeniz''den daha az yağışlıdır. Kar yağışı çok ender görülür. Ancak, ili çevreleyen dağlarda kış aylarında kar örtüsü gözlemlenir.

Akdeniz iklim bölgesinde yetişen geniş, sert ve iğne yapraklı, sürekli yeşil kalan, kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalılar, yaygın doğal bitki örtüsünü oluşturur.

Tarihçe
İzmir’in bir yerleşim alanı olarak ortaya çıktığı dönemlerden başlayarak, farklı isimlerle anılmış olduğuna dair ileri sürülen görüşler bulunmaktadır. Ancak kısa sürelerle de olsa, kullanıldığı sanılan bu isimlerin hiç birisi, Smyrna adı gibi sürekli ve kalıcı olamamıştır. Zaten bugün İzmir olarak kullandığımız isim de, Smyrna kelimesinin dönüşmüş biçimidir. Smyrna kelimesinin daha erken biçimlerinin Samorna veya Smurna olduğu da iddia edilmektedir. Ancak kesin olarak izlenebilen gelişim, Smyrna biçimiyle ilgilidir. Smyrna ismi, kentin uzun tarihi boyunca varlığını sürdürmüş ve Türkler tarafından fethedildikten sonra İzmir şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Bundan dolayı Smyrna/İzmir adının Ana Tanrıça Kaynağı/Gölcüğü veya en azından Ana Tanrıça/Kutsal Ana anlamlarıyla ilgili olduğu düşünülmektedir.

Eski İzmir kenti, körfezin kuzeydoğusunda yer alan bir yarımadacık üzerine kurulmuştur. Günümüzde Bayraklı yakınında “Tepekule” adını taşıyan eski İzmir höyüğünde, ilk yerleşim MÖ 3. binden başlar. Önceleri ufak bir yerleşme olan deniz kenarındaki bu höyük, MÖ 2. binde ilk çekirdek etrafında biraz daha büyüyüp gelişmiştir. MÖ 2. bin yerleşmesinin Hititlerle ilişkili olduğu kazılardan anlaşılmaktadır.

MÖ 10. yüzyılda, Bayraklı’nın kerpiç duvarlı ve düz damlı evleriyle, bugünkü Orta Anadolu köylerinden farkı yoktur. MÖ 600’de Lydia, MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliğinde olan şehir, MÖ 334’de Büyük İskender tarafından alınmış, bu tarihlerden sonra Kadifekale’nin yer aldığı dağın eteklerinde gelişmeye ve büyük bir şehir durumuna gelmeye başlamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde, MS 178 yılındaki yer sarsıntısında büyük hasar gören şehir, yeniden kurulmuş ve onarılmıştır. Bu dönemde büyük bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Bizans İmparatorluğu zamanında Hıristiyanlığın yayıldığı dönemde ve sonrasında önemli bir piskoposluk merkezi olmuş, MS 5. ve 6. yüzyıllarda da gelişme göstermiş, ancak 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonraki yıllarda eski önemini kaybetmiştir.

1320 yılında Aydınoğlu Gazi Umur tarafından alınan şehir, 1402-1415 yılları arasında Aydınoğulları Beyliği’nin başkenti olmuş ve 1415 yılında I. Mehmet Çelebi tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

XIX. yüzyıla girilmesiyle, İzmir ve Batı Anadolu''nun tarihsel serüveninde çok önemli dönüşümler yaşanmaya başlanmıştır. İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında, 1838 yılında Balta Limanı Ticaret Antlaşması olarak bilinen, serbest ticaret anlaşması imzalanmıştır. 1838 anlaşması ile İngiltere''nin elde ettiği ayrıcalıkları daha sonra Fransa, başta olmak üzere, diğer Avrupa ülkeleri de elde etmişti. 1838 ticaret anlaşmasındaki gümrük indirimleri, Osmanlı yönetiminin ticaret üzerindeki denetiminin azalması ve konsolosluk mahkemelerinin yargı alanının genişlemesi, yabancı tüccarların İzmir''e akın etmesine neden oldu.

1856 yılında yabancılara mülk edinme hakkının verilmesi ise, önemli miktarda yabancı nüfusun İzmir''e akmasına neden oldu. 1847-1880 yılları arasında İzmir''deki yabancı nüfusun önemli bir artış gösterdiğine tanık olmaktayız. 1847''de 15.000 kişi olan yabancı nüfus, 1880''de 50.000 kişiye ulaşmıştı.

İzmir ve Batı Anadolu''da ticari kapasitenin büyümesiyle, finansal örgütlenmeler de ortaya çıkmaya başlamıştır. Nitekim bir grup tüccar tarafından 1843 yılında Commercial Bank Of İzmir kurulmuştur. Bunu 1860 yılında Credit Lyonnais''in İzmir şubesini açması izler ve ardından da 1863''de Osmanlı Bankası İzmir''de şube açar.

Yabancılar İzmir''e gelirken beraberlerinde sermaye, iletişim ve nakil araçları, yatırım planları hatta Afrika''dan köle bile getirerek, bölgeyi kolonileştirmeye çalıştılar. Ancak yabancılar bu arzularına rağmen, İzmir''den pek içeriye giremediler. İç bölgeyle olan ilişkilerini yerel aracılarla sürdürmek zorunda kaldılar.

Ticaretteki gelişmelere paralel olarak, 1850''li yılları takiben İzmir''e büyük bir sermaye akımı olmuştu. Ticari güvence kazanan kapital sahibi kişiler, ticari faaliyetlerini İzmir''den yürütmeye başlayarak, dış dünya ile haberleşmenin kolay sağlandığı, deniz nakliye şirketlerinin bulunduğu bir bölge olan Pasaport civarına yerleşir olmuşlardı. 1850 yılında İzmir''de 20 değişik ülkenin tüccarları büyük ticaret evleri kurmuşlar ve bu ülkelerin 17 tanesi şehirde konsolosluk açmışlardı. İzmir, Batılı devletlerle olan ticari hacmine paralel olarak büyük bir gelişim ve dönüşüm içine girmiştir. 1850''li yıllardan itibaren hız kazanan bu değişim, I. Dünya Savaşı''nın başladığı 1914 yılına kadar aralıksız devam etmiştir.

I. Dünya Savaşı''nın yitirilmesi, İzmir ve Ege için bir sonun başlangıcı olmuştur. 15 Mayıs 1919''da başta İzmir olmak üzere, tüm Ege Bölgesi Yunan işgali altına girmiş ve bölgede yeni bir yapılanma başlamıştır. I. Dünya Savaşı''nın galip devletleri, işgalle, Osmanlı Devleti''ne Sevr Antlaşması''nı imzalatmayı hedefliyorlardı. Sevr Antlaşması, başta İzmir olmak üzere, Ege Bölgesi''nin Yunanistan''a bağlanmasını öngörüyordu. İzmir''in işgaliyle birlikte, Ege''de işgalci Yunanlılara karşı Türk ulusal direniş hareketi başlar. İzmir''de Gazeteci Hasan Tahsin tarafından atılan ilk kurşun Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcını simgeler.

İzmir''in işgali ve bu işgalden kurtuluşun Türkiye''nin siyasi tarihi açısından çok önemli sonuçları olmuştur. İzmir''in kurtuluşuyla birlikte; monarşik, teokratik ve çokuluslu bir imparatorluktan, ulusal, laik ve çağdaş bir Cumhuriyet''e geçişin kapıları ardına kadar açılmıştır.

9 Eylül 1922''de Türk Ordusu''nun İzmir''e girmesi ile Yunan işgali sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşar. Basmane semtinde başlayan yangın, 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000''den fazla ev ve işyerini yok eder. İzmir, Türkiye Cumhuriyeti''nin kuruluşu sonrası adeta yeniden doğar ve yapılanır.

Kentsel Yapı
MÖ 3000 yıllarına kadar inen tarihi ile İzmir, bilinmeye ve tanınmaya değer bir kenttir. Bir yerleşme olarak ortaya çıktığı zamandan, İÖ. 800’lü yıllara gelindiğinde İzmir, kent kriterleri taşıyan bir yerleşme olarak bugünkü Bayraklı’da, adını verdiği körfezin karaya ulaştığı noktada kendini göstermeye başlamıştı. İlkçağ Ege dünyasının en erken ızgara planlı, yani sokakların bir-birini dik kestiği, düzgün geometrik planlı kentlerinden birisi olarak tanınmıştı.

Eski İzmir tapınakları, deniz ticaretine elverişli ortam hazırlayan limanı, savunma tesisleri ve yönetsel özellikleriyle bir kent devletiydi. Saldırılara maruz kaldı, kentsel özelliklerini yitirdi tekrar köy haline geldi, ancak yeniden canlanmayı başardı.

Bu kez eski yerinden farklı ama uzak olmayan bir yerde, Kadife kale’nin bulunduğu tepenin yamaçlarında tekrar kuruldu. Çeşitli uygarlıkları tanıdı, Roma dünyasının seçkin kentlerinden birisi olarak anıldı. Bizans İmparatorluğu’nun dinsel merkezlerinden birisi ve onun başkenti seviyesinde kabul edilen ayrıcalıklarla donatıldı. Nihayet Türk Beylikleri döneminden sonra, dönemin dünya devleti Osmanlı İmparatorluğu’nun bir kıyı kenti haline geldi. Küçük bir kasaba iken dönemin koşulları ve bulunduğu yerin sağladığı olanaklar sonucu, Akdeniz dünyasının en önemli liman kentleri arasına katıldı. XVII. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun dünyaya açılan kapısı olma özelliğini kazandı. Sadece ticari yapıları ve hanlarının yayıldığı bölge bile, sıradan bir kentin tamamına denk gelecek genişlikteki bir alanı kaplıyordu.

Kentte kendi mahallerinde yaşayan ve Osmanlı Devleti’nin verdiği ayrıcalıklardan yararlanarak ticaret yapan İngiliz, Fransız, Venedik, Hollanda vb. ülkelerin tüccar kolonileri yer alıyordu. Körfeze gelen giden ve mal indirip yükleyen gemilerin görüntüsü hakim oluyordu.

1923-1933 yılları arasında İzmir’de, Türk özelliklerini yansıtan yapılarla donatılmış, çağdaş bir kent yaratılmaya çalışılmıştır. Bu süreçte, Milli Kütüphane ve Milli Sinema (Elhamra Sineması) binalarının inşaatlarına başlanmış, Konak Meydanında bulunan Yalı Cami onarılarak kullanıma açılmış, Basmane ile Gümrük arasındaki Bulvar tamamlanmış, Bahribaba Parkı''nın düzenlenmesi çalışmalarına başlanılmıştır. Bu dönemin bir başka mimarlık ürünü, 1925 yılında inşa edilen ve günümüzde İzmir Devlet Tiyatrosu olarak kullanılan "Türk Ocağı Binası"dır. 1932 yılında Cumhuriyet Meydanı düzenlenmiş; 27 Temmuz 1932 tarihinde Başbakan İsmet İnönü''nün de katıldığı coşkulu bir törenle, Meydan''a, Gazi Heykeli konulmuştur. Gazi Heykeli, o zamana kadar yapılan Atatürk heykellerinin en güzelidir; İzmir ile özdeşleşmiş ve Cumhuriyet döneminin simgesi haline gelmiştir.

1940''lı yıllara kadar, İzmir''e çağdaş bir görünüm vermek için yapılan temel uygulamalar; düzenli yollar, bulvarlar açmak, meydanlar, geniş yeşil alanlar oluşturmak, kentin aydınlatılmasını sağlamak, düzenli bir ulaşım sistemi geliştirmek çalışmaları olmuştur. Bu dönemde; Mimar Kemalettin Caddesi, Şükrü Saraçoğlu Bulvarı, Kazım Paşa Bulvarı, Plevne Bulvarı, Vasıf Çınar Caddesi, Fevzi Paşa Bulvarı gibi birçok bulvar açılmıştır. Karşıyaka kentin gelişmiş, canlı bir semti haline dönüşmüştür. Kente, yeşil alanların, parkların kazandırılmasına çok önem verilmiş, bataklıklar kurutularak ya da eski mezarlıklar kaldırılarak bu hedefe ulaşılmıştır. 1936 yılında tamamlanan Kültürpark, bu döneme kadar ülkemizde gerçekleştirilen en önemli yeşil alan çalışması olmuştur. Kültürpark, içinde bulunan Hayvanat Bahçesi, Paraşüt Kulesi, Lunapark, Açıkhava Tiyatrosu, Resim Heykel Müzesi ve kültür sanat merkezleriyle kentin en önemli rekreasyon alanlarından biridir.

1940 ve 1950 yılları arasında gerçekleştirilen iki önemli yapı, günümüzde Polis Karakolu olarak kullanım gören, Alsancak Belediye Dairesi ve Merkez Bankası Şubesi’dir.

1950''lerin kentin genel görüntüsüne kattığı en önemli unsurlardan biri, hiç kuşkusuz Varyantyol''dur. 1951-1952 yıllarında iki aşamada tamamlanan ve betonarme üzerine asfalt olarak inşa edilen yol, Bahribaba Parkı''nın bir kısmını yok ederek Konak''ı Eşrefpaşa''ya bağlıyordu. Varyantyol''un bir benzeri Ballıkuyu üzerinden Kadifekale''nin merkeze bağlanması için de düşünülmüş, ancak gerçekleştirilememiştir. Bunun yanı sıra, artık ihtiyaca yetmediği düşünülen İkiçeşmelik, Gaziler (Kemer) ve Mısırlı (Hatay) yollarının genişletilmesi amacıyla kamulaştırma hareketine girişilmiş; bu yollar, 1952-1955 yıllarında yürütülen çalışmalarla alt yapıları da yenilenerek genişletilmiştir

1960''lı yıllardan itibaren, tarımda makineleşmenin etkisi, kırsal alandan hızla kopan nüfusun büyük kentlere göçü olarak kendini gösterdi. Çok kısa sürede kentsel nüfus dengesi büyük değişime uğradı ve gecekondulaşma olgusu ortaya çıktı.

1960''lı yıllarda başlayan, 1970''lerde doruk noktasına ulaşan, mevcut yapıların yıkılıp yerlerine yüksek katlı yapıların yapılması uygulaması, kentsel kamusal alanların azalması sonucunu doğurdu.

1990''lı yıllardan itibaren kentsel tarih bilinci yeniden kazanılmaya başlanmış, bazı alanların yeniden düzenlenerek tarihsel geçmişine geri döndürülmesi çabaları ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda, kentin omurgasını oluşturan Körfez, altyapısının büyük oranda tamamlanmasıyla canlanmaya başlamıştır. Alsancak (Kordon), Bayraklı, Karşıyaka ve Güzelyalı sahillerinin düzenlenip, birer rekreasyon alanı olarak kente kazandırılması bu alanda atılan önemli adımlardır. 1990''lı yıllara kadar kentin boşaltılmış mekanlarından birisi olarak kent merkezinde yer alan cadde, düzenlenerek Mimar Kemalettin Moda Merkezi olarak işlevlendirilip, kentte tarihin korunarak değerlendirildiği yeni bir kamusal alan oluşturulmuştur. Konak ve Cumhuriyet Meydanları''nda, kentin geçmişine gönderme yapan düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, canlı kent alanlarının ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.

Kent, 1960''ların yıkımlarında kaybettiği tarihi ile yeniden buluşmaktadır. Bu bağlamda da tarihsel süreç boyunca kent siluetine katkıda bulunan tarihi yapılar gerek çevreleri ile bir bütün olarak, gerekse tek yapı ölçeğinde restore edilip, yeniden işlevlendirilerek kullanıma kazandırılmaktadırlar. Konak''ta yer alan Sayaç Atölyesi Binası, Sahne Sanatları Merkezi olarak kent yaşamı ile bütünleştirilmiştir. Forbes Köşkü, Murat Köşkü, Peterson Köşkü ve Yahya Paşa Köşkü gibi kent kimliğinde önemli yer tutan yapıların, korunarak yaşatılabilmeleri adına, çalışmalar yapılmaktadır. Erken Cumhuriyet Dönemi''ne ait kamusal yapıların ilk örneklerinden olan, Eski İtfaiye Binası, İzmir Kent Müzesi ve Arşivi olarak kente kazandırılmaktadır. İzmir''in kent siluetinde çok önemli bir yer tutan, 19. yüzyıl sonunda demir malzeme ile yapılan ve Pasaport''ta gümrük depoları olarak kullanılan, Cumhuriyet''in ilanından sonra değişik işlevlerde kullanılan ve en son olarak da balık hali olarak hizmet gören yapı, restore edilerek, modern bir alışveriş merkezine dönüştürülmüştür.

Turizm
Türkçe''de ''''Güzel İzmir'''' olarak adlandırılan İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmis uzun ve dar bir körfezin basinda yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazın da denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcakliğini alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı Istanbul''dan sonra ikinci büyük limandır.

İzmir''in batisinda nefis renkli denizi, plajlari ve termal merkezleriyle Çesme Yarimadasi uzanir. Gümüldür, Özdere, Foça, Karaburun sahil ve plajları İzmir için büyük bir turistik önem taşımaktadır. Öte yandan aynı doğal yapı, bir çok balıkçı barınağının veya yat yanaşma yerlerinin oluşmasına neden olmuştur. Bu özellikleriyle İzmir doğal bir turizm ve liman kentidir.

Antik çaglarin en ünlü kentleri arasinda yer alan Efes, Roma devrinde dünyanin en büyük kentlerinden biriydi. Tüm Ion kültürünün zenginliklerini bünyesinde barindiran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adini duyurmaktadır ve İzmir’in turizmine önem katmaktadır.

İzmir aynı zamanda, çagdas, gelismis, ayni zamanda islek bir ticaret merkezidir. Cıvıl civil olan alısveris merkezinde dolasmak oldukça keyiflidir. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir Uluslararası Sanat Festivali ve Uluslararası Fuarı ile de önemli bir yer tutar.

Kaynaklar
T.C. İzmir Valiliği : www.izmir.gov.tr
İzmir Büyükşehir Belediyesi : www.izmir.bel.tr
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı : www.kulturturizm.gov.tr
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi : tr.wikipedia.org

 

Proje Sponsoru Proje Organizasyonu Copyright© 2006 - Arkitera Mimarlık Merkezi